3 Ağustos 2017 Perşembe

İslamofobi ve Yeni Dünya Düzeni



İslamofobi ve Yeni Dünya Düzeni


No Gravatar
Mahunt, Mahund veya Mahun Roma Kilisesi tarafından Muhammed'in Telegard adında bir şeytana taptığını iddia etmesi ve Muhammed isminin kullanımının yasaklanması sonrasında, Muhammed'e taktığı ve Köpek anlamına gelen lakap.[1] Mahunt lakabı yakın tarihte Salman Rüşdi tarafından Şeytan Ayetleri romanında kullanılmıştır.
1054 yılında Hristiyanlar Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak ikiye ayrıldılar. Bu ayrılmanın en büyük kıvılcımını hermetik öğretiler oluşturmuştur. Hermetizm içinde ezoterik ve okült öğretileri barındıran tamamen inisiyasyona dayanan kadim bilgilerin bütünü olarak adlandırılabilir. Bu konunun hikayesini Merhum ‘Aytunç ALTINDAL’ şöyle bizlere aktarmıştı:
 
‘1054 yılında Konstantiniye’deki Doğu Kilisesi ile Roma’daki Kilise arasında bir kopuş oldu ve bunlardan biri Katolik Kilisesi diğeri de Ortodoks Kilisesi olarak anılır oldular. Bu kopuş 900 yıl kadar sürdü, şimdiler de iki kilise gerçekte kardeş olduklarını ileri sürüyorlar. İşte bu kopuş döneminde Konstantiniye’de ‘Mikhail Psellus’ adlı çok ilginç bir din adamı ve bilgin Ortodoks Kilisesi’nin en üst düzey yöneticilerinden biri olarak görev yapıyordu. Psellus antik çağ literatürüne aşina bir adamdı ve Kilise’nin katı kurallarına da pek aldırış etmiyordu. Bugünkü Aya Sofya Camii-Müzesi’ndeki çalışma ofisini genişlettirdi ve buraya gözlerden gizli bir giriş yaptırarak ayrı bir bölüm açtırdı. İşte bu bölümde Psellus kendisine emanet edilen ve Roma Kilisesi için çok zararlı ve tehlikeli addedilen elyazması bir kitabı Grekçeye çevirtti. Bu kitap Psellus’a Urfa’nın Harran bölgesindeki eski bir Pagan ailesinin aracılığıyla ulaştırılmıştı ve Psellus bu elyazmalarının toplamına bir ad koymuştu: HERMETICUM.’1
 
İşte bu elyazmaların varlığını haber alan Katolik Kilisesi, ‘bunlar Hristiyan dogmalarını bıraktılar Hermetizm’e saptılar’ gerekçesiyle bunları suçluyor ve kopuş başlıyor.
 
1. Haçlı Seferi’ndeki amacın Avrupa’daki bazı şövalyeler tarafından bu gizli öğretileri almak olduğu günümüzdeki çoğu araştırmacı tarafından ileri sürülüyor. Hatta bu şövalyelerin sekiz tane olduğunu söylüyorlar.
 
O sıralarda Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in adının anılması Kilise tarafından yasaklanmış durumda. Hz. Muhammed (sav)’e ‘mahunt’ diyorlar. Müslümanların da ‘Telegard’ ismiyle bir tanrıya taptığını söylüyorlar. Katolik Kilisesi insanları bu şekilde düşünmeye zorluyor. ‘Mahunt’un şeytan olduğunu ve ‘Telegard’ı tanrı olarak belirlediğini propaganda ediyorlar. Sonradan bu ‘Telegard’ın ‘Baphomet’e çevrildiği söyleniyor. Merhum ‘Aytunç ALTINDAL’ ‘mahunt’un köpek manasına da geldiğini söylemişti. Hatta ‘Salman Rüşdi’nin ‘Şeytan Ayetleri’ adlı romanında da Peygamberimiz (sav)’den ‘mahunt’ olarak bahsedilmiş.
 
Baphomet
 
Şeytan ayetleri
 
Sanatic Verses
 
Daha sonra dan Baphomet, Tapınak Şövalye’lerinin tanrısı olarak lanse edildi. Hatta Washington’un heykeli Baphomet şeklinde tasvir edildi.
 
Washington ve Baphomet
 
Bütün buraya kadar anlatmak istediğim şey, nasıl ki Haçlı Seferleri zamanında birileri İslamofobi üzerinden bu seferleri haklı (!) bir gerekçeye dayandırmıştır; ama aslında neden bambaşkadır. Günümüzde de bu okült örgütlerin emelleri İslam topraklarında olduğundan ve karşılarına çıkabilecek en büyük fikirler İslam’dan türeyeceğinden halkın nezdinde propagandalarını İslamofobi üzerinden yapmaktadırlar. Özellikle SSCB’nin dağılmasından sonra açıkça en büyük düşmanlarının İslam olduğunu çeşitli ağızlardan dile getirmişlerdir.
 
ABD’de 1946 yılında kurulmuş olan aslen CIA’e hizmet vermek için çalışan bir think tank kuruluşu: RAND Corporation. Bu kuruluşun 2003 raporunun ana temasına göre İslam kendi içinde çatışacak. Bugün bu noktaya gelmemiz belli planların harekete geçmesinden dolayıdır. Özellikle Yeni Dünya Düzeni’nin resmi bir belgesi olan 1978’deki ‘Washington Mutabakatı’nı da unutmamak gerekiyor. Yeni Dünya Düzeni’nin kurulabilmesi için ‘dine başvuru’ kilit rolü oynuyor bu mutabakatta. Dinleri radikalleştirmek ve saptırmak üzere bir başvurudur bu. IŞİD, El Kaide gibi güçler radikalleşmeyi sağlarken New Age akımları ise saptırmada kullanılıyor. Finansal spekülasyonlar ve borçlandırma, subliminal operasyonlar, bazı ilaçlarla özellikle antidepresanlarla insanları düşünemez hale getirme, asimetrik savaşlar ve terörizm, gıda ve genetik üzerine yapılacak operasyonlar mutabakatın diğer ayaklarını oluşturuyor. Gerçektende 1978’den bu yana bu kararların faaliyete geçtiğini görüyoruz.
 
Fransa’da yapılan en son saldırıyı bu gözle okumak gerektiği kanaatindeyim. Bunun dışında söylenecek olan şeyleri ise şöyle sıralayabilirim.
 
Avrupa yavaş yavaş müslümanlaşıyor. Avrupanın başkenti Brüksel’in %25’i müslüman. Böyle giderse 2050’de Brüksel’in yarısı müslüman olacak. Onun için ‘Pegida’ gibi İslam karşıtı örgütler türettiler. Avrupa’da ırkçı söylemler tavan yaptı. Bu nedenden dolayı bir sürü müslüman hayatını kaybetti. Yapılan bu saldırılarda halkın çoğu bunlar müslüman olsa bile insan demeye başladı. İşte bu söylem üzerine Fransa’da yapılan bu saldırı algıyı tersine çevirmeye yönelikti. Artık olaya insancıl açıdan bakanların bile çoğunluğu müslümanların katledilmesine göz yumacaklar.
 
IŞİD’i kurdular; çünkü böylece kendileri için sorun teşkil eden müslümanları bir daha geri gelmemek üzere uzaklaştırdılar. Zaten bu ırkçı söylemlere ancak IŞİD’e katılan insanlar problem oluşturabilirdi. IŞİD’e katılanların ortak özelliği mutlaka bir suçtan dolayı hüküm giymeleriydi. IŞİD operasyonunun ardından bu gelişmelerin yaşanması çok manidar.
 
Avrupa uzun vade de kendi ayağına sıkar. Çünkü Avrupa’da genç nüfus çok az. Avrupa gitgide yaşlanmakta. Avrupa’da bulunan özellikle çoğunluğu müslüman olan göçmenler bir nebze olsun bu açığı kapatıyordu. Ayrıca Avrupa gibi bir endüstri bölgesinin işçi ihtiyacı da bu göçmenler sayesinde karşılanıyordu. Avrupa ekonomisi zaten dibe vurmuş durumda. Bütün bunlar şunu akla getiriyor. Çok daha büyük bir üst akıl Avrupa’yı da mı bitirmek istiyor? Avrupalıların bu soruyu kendilerine sormaları gerekiyor.
 
Avrupa 11 Eylül’ünü yaşıyor. Yine yapılanın silahlı bir operasyondan çok psikolojik bir operasyon olduğu çok aşikar. Ayrıca Fransa’nın Filistin’i tanıma arefesinde bu olayın yaşanması çok daha düşündürücü. Şu soruyu sormak gerekiyor? Bu olaylar kime yarar? Avrupa’ya da bu olaylar yarar sağlamıyor. Ancak İsrail’i de kuran 250 yıllık geçmişi hatta daha öncesi de olan küresel baronların yararına olduğu çok belli oluyor. Bu yapılar hep kaostan beslenen yapılar olduğu için kaosu tekrardan küresel bir çapta uygulamaya koymuş olabilirler.
 
1990’ların başında İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher Sovyetlerin dağılmasından sonra yeni düşmanın İslam olduğunu açıkça söylemişti. NATO Genel Sekreteri ve ABD Başkan adaylarından Willy Claes, 2 Şubat 1995’te: “İslam, en az komünizm kadar tehlikelidir. Lütfen bu tehlikeyi küçümsemeyin. NATO askeri ittifaktan daha fazla bir şeydir. Kendisini Kuzey Amerika ile Avrupa’yı birbirine bağlayan uygarlığın temel ilkelerini savunmaya adamıştır” diyordu. Ardından dünyada yaşanan gelişmeler bu sözlerin uygulamaya konulduğunun resmiydi. 2001’deki 11 Eylül saldırıları müslümanlara karşı nefret söylemi oluşturdu. Şu an yapılmaya çalışılanlar da uygulamaların başka bir ürünü. Ancak Avrupa’daki durum çok daha vahim. Çünkü Avrupa’da ki İslamofobi tarih olarak çok daha eski ve derin. Bunun böyle olduğunu bilmelerinden olsa gerektir ki, Avrupa’yı saracak bu ateşin kıvılcımlarını yaktılar…
 

Göz Görmez Kalp Görür


  Rabbi zidnî ilmen ve fehmen ve îymanen ve ihlasen ve uhuvveh ve aşku şevk ve muhabbetullah ve mehafetullah ve muhabbeti resulullah ve elhıkni bissalihîn. (Allahım! İlmimi, anlama kabiliyetimi, imanımı, ihlasımı, kardeşlik duygumu, aşk ve şevkimi, ibadet etme aşk ve şevkimi, Allah sevgimi ve muhabbetimi, Allah korkumu ve haşyet duygumu, Resûlüllah'a olması gereken sevgi ve muhabbetimi artır. Ve beni salih kullarınla beraber haşreyle!)




         Balmumundan inançlara sahip olduğunuz müddetçe    güneşten uzaklaşın. -Epiktetos 





“Kalp, içinde rubûbiyet sırrına dair hazineleri barındıran bir evdir. Kalp, Rabb’in evi; basîret de onun bekçisidir. Şeytan, ordusuyla birlikte kalbe girmek istediğinde basîret onu kovar ve zikrinin nurlarıyla onu yakar. Eğer şeytan, basîreti uykudayken yakalarsa ve basîret de hafif bir uykudaysa şeytan ona sinsice yaklaşır; fakat basîret de hemen şeytanın farkına varır. Şâyet basîret, gafletin etkisiyle ağır bir uykudaysa onun haberi bile olmadan şeytan eve girip orayı darmadağın eder ve ordusuyla birlikte oraya yerleşir.” -İbn Acîbe

















 















"Bu bölüm Te ilkesini ve Tao’da yaşamanın bir sonucu olan doğal saygınlığı ve gücü inceliyor. Te’nin Yolu gerçekten basittir: Neyseniz o olun ve kendi doğanızı izleyin. Bu sizi,işiniz, ilişkileriniz ve doğal olarak sizin olan yaşam biçiminiz de dahil olmak üzere kendikaderinize götürecektir. Ancak yabancılaşması, mücadelesi ve küskünlüğü ile ego bizi Te’ninyolundan uzaklaştırır. Kendi yolumuzu aramak yerine, başkaları tarafından farkedilmek veonaylanmak için can atarız. Toplumsal anlaşmalara uygun davranarak güvenlik ve onaybulmaya kalkışırız. Bu uyma çabası kaçınılmaz bir biçimde iç isyana neden olur. Tepki olarakzorlayıcı olmaya, başkaları üzerinde güç kullanmaya çalışabilir ya da kendini yok etmeyeyönelik davranışlara başvurabiliriz."

Duygular: Hücrelerin Konuştuğunu Hissetmek Daha üstteki ve farkındalığı daha yüksek yaşam formlarındabeyin tüm topluluğun düzenleyici sinyallerinin yapısına ayak uydurmasını sağlayan bir özelleşme geliştirir. Limbik sistemin evrimi sonucu kimyasal iletişim sinyallerini topluluktaki tüm hücrelertarafından hissedilebilen duyulara dönüştürebilme özelliğine sahip benzersiz bir mekanizma oluşur. Bilinçli zihnimiz bu sinyalleri duygular olarak algılar. Bilinçli zihin, vücuttaki "zihni"oluşturan hücresel düzenleyici sinyalleri okumakla kalmaz aynızamanda sinir sistemi tarafından kontrollü bir şekilde salgılanandüzenleyici sinyallerle görülebilen duyguları açığa çıkanr.Hücrenin beyin mekanizması üzerinde de çalıştığım ve insanbeyninin nasıl çalıştığı konusunda içgörü edindiğim süre boyunca Candace Pert de insan beyni üzerinde çalışıyor ve o da hücrenin beyin mekanizması hakkında giderek daha fazla bilgi sahibioluyordu. Pert sinir hücrelerinin zarlarındaki bilgi işlem alıcılarıüzerine araştırmalar yapmaktadır. Molecules ofEmotion (Duyguların Molekülleri) adlı kitabında bu araştırmaların kendisine aynısinirsel alıcıların tümünde olmasa da vücuttaki çoğu hücrede varolduğunu keşfetmesinde nasıl yardımcı olduğunu anlatmaktadır.Güzel ve yalın deneylerle "zihnin" başın içindeki odak noktasıolmadığı göstermektedir. Aksine zihin sinyal molekülleri sayesinde tüm vücuda dağıtılmaktadır. Anı şekilde önemli olan birnokta da yaptığı çalışmanın duyguların sadece çevredeki bilgilere tepki yoluyla oluşmadığını vurgulamasıdır. "
Zihin ve deri bağlantısını okuduğum bir kitap sayesinde kurmuştum. O kitap ( emin olmamakla birlikte) İnancın Biyolojisi olabilir.



Yunus Emre Risalet'ün Nushiyye'de insanın dört ana unsurdan oluştuğunu söyler ve bu unsurların insana verdiği özellikleri açıklar. Şöyleki;
"Toprakla geldi bize dört nitelik: Sabır, hoş huy, tevekkül ve yücelik.
Suyla beraber geldi dört türlü ha
̂l; Temizlik, cömertlik, lütuf ve visal.
Rüzgârla beraber geldi dört heves; Yalan, riya, sabırsızlık ve nefes.
Ateşle geldi dört türlü felâket; Şehvet, kibir, açgözlülük ve haset."
ve ekler:
"Canla birlikte geldi dört özellik; Utanma, ahlâk, üstünlük ve birlik."
Yani ateş ve rüzgar ile gelenlerin (astrolojide hava elementi) cehennemde, toprak ve su ile gelenlerin cennette, can ile gelenlerinse Tanrı huzurunda kalacaklarını söyler.






   “Kalp, içinde rubûbiyet sırrına dair hazineleri barındıran bir evdir. Kalp, Rabb’in evi; basîret de onun bekçisidir. Şeytan, ordusuyla birlikte kalbe girmek istediğinde basîret onu kovar ve zikrinin nurlarıyla onu yakar. Eğer şeytan, basîreti uykudayken yakalarsa ve basîret de hafif bir uykudaysa şeytan ona sinsice yaklaşır; fakat basîret de hemen şeytanın farkına varır. Şâyet basîret, gafletin etkisiyle ağır bir uykudaysa onun haberi bile olmadan şeytan eve girip orayı darmadağın eder ve ordusuyla birlikte oraya yerleşir.” -İbn Acîbe 




İMAM Gazzâlî’ye göre KALPLER hayır ve şer üzerine sebatta ve bunlar arasında tereddüt etmekte üçe ayrılırlar:
Birincisi: Pisliklerden temizlenip riyâzet ile tezkiye ve takva ile tamir edilen kalptir. Melekût âleminden ve gayb hazinelerinden hayır hâtıraları bu kalbe akıtılır. Bunun neticesinde akıl hatıra gelen şeyler üzerinde düşünmeye, hayrın inceliklerini kavramaya, hayrın yararlılıklarının sırlarına muttali olmaya yönelir ve tüm hakikatler basiret nuruyla önüne serilir, o hayrın yapılmasına hükmeder, teşvikte bulunur,
onunla amel etmeye çalışır. Melek bu kalbe baktığında cevherinin kaliteli, takva ile temizlenmiş, aklın ışığıyla aydınlanmış, marifet nurlarıyla mamur hale getirilmiş, kendisinin inip karargâh kuracağı bir mekân olması için elverişli görür.
İkincisi: Heves ile dolmuş rüsvay ve perişan olan kalptir. Kötü huy ve pis şeylerle kirlenmiş kalptir. Meleklerin kapıları kapanmış, şeytanların kapıları ardına kadar açılmış olan kalptir. Bu kalpteki şerrin ilk başlangıcı heveslerden kaynaklanan bir hatırın burada çakıp belirmesidir. Bu grupta değerlendirilen kalp sahibinin aklı heveslere hizmet etmeye alıştığı, bunun ile ünsiyet kurduğu, sürekli bir biçimde hevesler için çareler düşündüğü, heva ve arzuları gerçekleştirmeye yardımcı olduğu için nefis aklı istila eder ve ona karşı arzulara destek verir. Bunun sonucunda aklın orduları çekilip savunma yapamadıkları için sine heveslerle genişler, hevesi zulmetleri burada yayılır, heveslerin yayılmasının doğal bir sonucu olarak faaliyet alanı genişlediği için şeytanın hükümranlığı güç kazanır ve arzuları süslemeye, aldatmaya, kuruntulara yönlendirmeye başlar, yaldızlı sözler telkin edip kendisini aldatır.
Üçüncüsü: Hevâ hâtıraları kalpte canlanır ve kalbi kötülüğe çeker. Öte yandan îmân hâtıraları gelir ve kalbi iyiliğe iter. Nefis, şehvet kuvveti ile şer hâtıralarının yardımına koşar. Şehveti takviye eder ve bu gibi gayr-ı meşrû istifâdeleri kuvvetlendirir. Öte yandan akıl, iyilik hâtıralarına doğru gider ve şehveti def’eder, kötü işlerini takbîh ve techîl eder. İşte böylece iki kuvvet arasında bocalar durur, nihâyet lâyık olduğu tarafa galebe çalar. Gazzâlî kalbin şeytânî ve melekî tarafa meyilli olduğunu bir kez daha vurgulamakta ve şöyle demektedir: “Şeytânî sıfatlar kalpte gâlip ise, şeytan galebe çalar ve kalp Allahü Teâlâ’nın ve dostlarının askerlerinden uzaklaşarak şeytânın ordularına meyleder ve kaderine uygun olarak, âzâları Allah’tan uzaklaşmasına sebep olan tarafa akar gider. Şayet melekî hasletler kalpte gâlib ise, kalp şeytânın iğvâsına ve peşin zevklere olan teşvîkine meyletmez. Onun âhireti küçümsemesine değer vermez. Belki Allahü Teâlâ’nın ordusuna meyleder. Kazâ ve kaderine uygun olarak tâat ve ibadet âzâlarında görülür. Hulâsa, kalp, Rahmân’ın iki parmağı arasında devreder durur. İki parmak bu iki kuvvettir. Bu iki kuvvetin câzibesi arasında devreder. Kalpte gâlib olan işte budur. Sağa sola döner bir kuvvetten diğerine intikal eder durur. Kur’ân-ı Kerim’de kalbe nisbet edilen sertlik, yumuşaklık, hassaslık, körlük, anlayışsızlık, itmi’nân, ve teslîmiyet gibi vasıflar, kalbin çok çeşitli hallerinin olabileceğini gösterdiği gibi kalplerin kayabileceğini, çevrilebileceğini ya da sebatkâr kılınabileceğini182 konu edinen âyetler de kalbin her an değişkenlikle yüz yüze bir konumda bulunduğunu açıkça beyan etmektedir. Kur’an’da kalbin değişkenliği kalp, zeyğ, sarf ve sağy kelimeleri ile ifade edilmiştir. Zeyğ ve sağy kelimeleri, sapmak, dönmek ve meyletmek mânasına gelirken, sarf kelimesi, bir nesneyi bir durumdan diğer bir duruma döndürmek ya da bir hali diğer hale çevirmek anlamında kullanılmıştır.185 Söz konusu kelimelerin geçtiği bazı âyetler şunlardır: “Yine ona iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onlar ın gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz”186, “Bir zaman Mûsa kavmine: Ey kavmim! Benim, Allah’ın size gönderilmiş peygamberi olduğumu kesin olarak bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz? demişti. Ne zaman ki onlar haktan saptılar (zâ ğû), Allah’ta onlar ın kalplerini eğriltti (azâ ğa)”187, “Bir sûre indirildiği zaman, (münâfıklar göz kırpıp alay ederek) birbirlerine bakar (ve): (Çevreden) sizi birisi görüyor mu? diye sorarlar, sonra da sıvışıp giderler (insarafû). Anlamayan bir gürûh (kavim) olduklar ından Allah da onlar ın kalplerini çevirmiştir (sarafa)” Bu âyetlerde açıkça görüldüğü gibi kalp, zaman zaman olması gereken çizgisinden ya da yönelişinden sapabilmektedir. Bu değişimin her an mümkün olabileceğini Hz. Peygamber (s.a.v.) “Kalp, bomboş bir arazide rüzgârlar ın oraya buraya savurduğu bir kuş tüyüne benzer”189 sözleriyle dile getirmiştir.




.

DUA VE ZİKİRLER














1.Eûzübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
2. Elhamdulillahi Rabbil âlemîn.Vesselatu vesselamu alâ resûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve ashabihi ecmain.
3.  Elfü elfi salatin ve elfü elfi selamin aleyke yâ Resûlallah.Elfü elfi salatin ve elfü elfi selamin aleyke yâ Habiballah. Elfü elfi salatin ve elfü elfi selamin aleyke yâ emîyne vahyillah. 
4. Subhaneke lâ ılme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke entel aliymül hakîm.(Subhansın ya Rabbi! Senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki!Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan ve bizlere öğreten Sensin!)
5. Allahumme salli alâ muhammedin ve alâ âli muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrahiyme ve alâ âli ibrahiym. İnneke hamiydun mecîd.(Allahım! Hz. İbrahim ve ehline merhamet ettiğin gibi Efendimiz Muhammed'e ve ehline merhamet et. Şüphesiz ki bütün öngülere layık ve şanı yüce olan sadece Sen'sin!)

6. Allahummesalli alâ câmiı mekarimel ahlâg. (Allahım! en güzel ahlak sahibi olan Peygamberimize rahmet et!)
7. Rabbişşrahlî sadrî ve yessirlî emrî vahlül ugdeten min lisanî yefgahû kavlî ve üfevvidü emrî ilallah innallahe basîrun bil ıbad.
8. Lâ ilahe illallah muhammedurresulullah.
9. Eşhedü en lailahe illallah. Ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resulühü.
10. Lâ ilahe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh. Lehül mülkü velehül hamdu yuhyî ve yumiytu vehüve hayyun lâ yemût biyedihil hayr. Ve hüve alâ külli şey'in kadîr ve ileyhil masîr.
11. Subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim.
12. Allahu ekber
13. Subhanallah
14. Elhamdulillah
15. Allahumme salli alâ muhammedin ve alâ âli muhammed.
16. Radiytu billahi rabba vebil islâmi diyna ve bi muhammedin nebiyya.
17. Allahu ekber kebirâ velhamdu lillahi kesirâ ve subhanallâhi bukreten ve asıyla. (Allah sen en büyüksün.. En çok hamd edilmesi gereken ve hamd edilmeye en layık olan Sensin.. Daima tesbih edilmesi gereken ve her şeyden münezzeh olan da yalnız Sensin!)
18. Rabbi yessir vela tuassir rabbi temmim bil hayr. (Allahım kolaylaştır, zorlaştırma ve her işimi hayır ile tamamlama!)
19. Ferdün hayyûn kayyûmun hakemûn adlün kuddüs. Yürzegûne ferihîne bimâ âtâhum. Selamun kavlen min rabbirrahim. Lillezîne amenû hüden ve şifa'. (Allahım Sen; Tek olan/eşi benzeri ve ortağı olmayan, Canlı olup varlıklara hayat veren, en güçlü olup kainatı ayakta tutan ve idame ettiren, her şeye hakim olan, adalet sahibi ve her şeyden münezzeh olansın.. Kullarını hiç ummadıkları yerden rızıklandırır. Sevdiği kullarına ahirette selam sözü ile mukabelede bulunacak olansın. Ki o kullar; hidayet ve şifanın Allah'tan olduğunu bilir ve inanırlar. Allahım maddi ve manevi hastalıklarıma şifa ihsan eyle!)
20. İnnema eşkü bessî ve huznî ilallah. (Allahım dağınıklığımı ve perişanlığımı Sana şikayet ediyorum.)
21. Estağfirullah el azim ve etubü ileyh. (Allahım! Günahlarımdan ve hatalarımdan dolayı bana azab etme. Beni bağışla. Beni günahlara düşmekten muhafaza eyle!)

22. Rabbi eûzü bike min hemazâtişşeytan. Ve eûzü bike rabbi en yahdurûn. (Ya Rabbi! Şeytanların vesveselerinden, onların yanımda bulunmalarından Sana sığınırım!)

Lâ ilahe illa ente vahdeke la şerike leke ahirül kelâmi fiddünya ve evvelül kelâmi fil âhireti ve fil kabri; Eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne muhammeden resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem. (Senden başka ilah yoktur. Sen birsin. Senin ortağın yoktur. Dünyada son sözümüz, ahirette ve kabirde ilk sözümüz şudur; Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur; yine şehadet ederim ki Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.)
23. Lâ ilahe illâ ente subhaneke. İnni küntü minezzalimin. (Senden başka ilah yoktur. Sen her türlü kusurdan, eksiklikten, eşi ortağı bulunmaktan mutlak münezzehsin. Ben gerçekten(Senin emirlerine itaatsizlik ederek) kendine yazık edenlerden oldum.) 
24. Rabbi innî messenniyeddurru  ve ente erhamurrahimîn. (Ya Rabbi bu dertler (nefsime yenik düşme) bana iyice dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.)
25. Hasbiyallahu lâ ilâhe illa hu. aleyhi tevekkeltü vehüve rabbül arşil azîym. (Bana yardımcı ve destekçi olarak Allah kâfidir. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na dayandım,O'na güvendim. Ve O (bütün kainatın idari merkezi olan) Büyük Arşın Rabbidir .)
26. Hasbunellahu ve ni'mel vekîl, ni'mel mevlâ ve ni'me'n-nasîr. Ğufraneke rabbenâ ve ileyke'l-masîr. (Allahım! Seni kendimeve bütün işlerime vekil tayin ettim ve Sana sığındım. Sen en güzel vekil, yardım edici ve en güzel sahipsin. Günahlarımdan dolayı Senden özür dilerim. Muhakkak ki dönüşümüz Sanadır!)

27. La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil aziym. (Hareket ve güç, ancak yüceler yücesi olan Allah'ın dilemesi ile olur.)
28 . Subhanallahi velhamdulillahi velâ ilahe illallahu vallahu ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.
29  . Ya bâki entel bâki. (Ey Kendinden başka her şeyin fani olduğu tek Baki olan Allahım!) 
30. Elhamdulillahi alâ külli hâl sivel küfri veddalâl. (Bize uygun gördüğü her halimizden dolayı Rabbimize hamd edriz. Yeter ki küfür ve sapıklığa düşüp de Cehennemlik olmayalım.)
31. Ya mukallibel kulûb sebbit kalbî alâ diynik. (Ey kalpleri elinde bulunduran Allahım. Kalbimi (dilimi, düşüncelerimi, azalarımı, davranışlarımı) dinin üzere sabit kıl.
32. Allahummahfaznâ imaninâ ve aklinâ ve dininâ ve hizmetinâ. (Allahım! Aklımızı, imanımızı, dinimizi ve hizmetimizi muhafaza eyle!)
33 . Amentü billahi ve melâiketihi ve kütübihi ve resulihi velyevmil ahiri vebil kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba'su badel mevt. Hakkun. Eşhedü en lâilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhü ve resûlühü. (Allah'a, meleklerine, kitaplarına, resullerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna, öldükten sonra dirileceğime iman ettim. Bu hak ve gerçektir. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve resulüdür.)
34 . Rabbena la tuzi' qulûbena ba'de iz hedeytenâ ve heblenâ min ledünke rahmeh. inneke entel vehhâb. (Allahım! Bizleri hidayete erdirdikten sonra kalplerimizin sapmasına müsaade etme. Bizlere rahmetinle muamele eyle. Şüphesiz Sen  keremi ve lutfu bol olansın)
35 . Allahumme innâ neselükel afve vel âfiyete vel muâfâted dâimete fiddünya vel ahireh. Vel fevze bilcenneti vennecâte minennar. (Allahım! Senden affını, afiyetini, dinimiz/dünyamız/ahiretimiz için devamlı yardımını diliyoruz. Cehennemden kurtuluş ve Cennete kavuşma mükafatı niyaz ediyoruz.)
36. Rabbena âtina fiddünya haseneten ve fil ahireti haseneten ve gınâ azâbennnar. Ve edhılnel cennete meal ebrar. Ya Azizü ya Gaffar.(Allahım! Bize hem dünyada hem de ahirette iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru. Ve bizi cennetine koyacağın salih kullarınla beraber cennetine koy. Ey Aziz ve çok bağışlayıcı olan Rabbimiz!)
37. Rabbenağfirli velivalideyye velil mü'minîyne yevme yeqûmül hisâb. Birahmetike yâ erhamerrahimîn. (Allahım! Beni, anne babamı ve bütün müminleri hesap gününde bağışla. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi!) 

38. Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidina Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî'il-ehvâli vel âfat. Ve takdî lenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi's-seyyiât ve terfe'unâ bihâ ındeke a'lâ'd-deracât ve tubelliğunâ bihâ aksâ'l-ğayât min cemiîl-hayrâti fî'l-hayâti ve ba'del-memât birahmetike Yâ erhame'r-rahimîn. ("Allahım! Efendimiz Muhammed'e (sav) ve onun ehli beytine salât at. Bu salâvat o derece değerli olsun ki: Onun hürmetine bizi bütün korku ve belalardan kurtarsın. Bizim ihtiyaçlarımızı o salâvat hürmetine yerine getirsin, bizin bütün günahlardan bu salâvat hürmetine temizlersin, o salâvat hürmetine bizi derecelerin en üstüne yüceltirsin, o salâvat hürmetine hayatta ve öldükten sonra düşünülebilecek bütün hayırlar konusunda gayelerin en sonuna kadar ulaştırsın. Ey merhametlilerin merhametlisi bize bunları merhametinle nasip et. )
39. Allahumme Rabbe hazihi'd-da'veti't-tâmme. Vessalâtil kâimeh. âti Muhammedenil vesiylete vel faziylete ved-dereceter-refîah. Vebas'hu meqamen Mahmudenillezi veadteh. İnneke lâ tuhlifü'l-mîyâd (Ey şu tam da'vetin ve vakti gelen namazın sahibi olan Rabbim! Muhammed aleyhisselâma şefâat vesîlesini ve üstünlüğünü ver. Ve Onu kendisine va'detdiğin makam-ı mahmûd'a ulaştır")
40 . Allahumme habbib ileynel îmane vezeyinhü fî kulubina ve kerrihü ileynel küfre vel füsûga vel ısyâne vec'alnâ minerrâşidîn. (Allahım! Bizlere imanı sevdir.Onu kalbimize yerleştir. Bizleri küfürden, rezillikten, isyandan uzak eyle. Bizi hak yolda müstakim yürüyenlerden eyle!)
41 . Allhummerzügnal cennete bigayri hısâb. (Allahım! Bizi hesaba çekmeden cennetle rızıklandırdıklarından eyle!)
42. Allahumme neûzübike mineşekki veşşirki veşşigâgi vennifâgi ve sûil ahlâgi ve sûil munzari velmungalebi filmâli velehli velveledi. (Allahım! İmanımızda şüpheye düşmekten, şirke bulaşmaktan, fitne ve ayrılıktan, iki yüzlülükten, kötü ahlaktan, çirkin bir görünüşe düşmekten,malımıza/ailemize/evladımıza döndüğümüzde onları kötü bir hale düşmüş bulmaktan Sana sığınırız.)
43. Allahumme innâ nes'elüke rıdâke vel cennete ve neûzü bike min sehatike vennâr. (Allahım! Senden, rızanı ve cennetini istiyoruz. Gazabından ve cehenneminden Sana sığınıyoruz.)
44. Allahumme innâ neuzübike min fitnetil kabri ve neûzü bike min fitnetilmahyâ vel memât. (Allah'ım! Kabir imtihanından, azabından, hayatın ve ölümün fitnelerinden Sana sığınırız.)
45 . Allahummecalnâ minellezîne yestemiûnelkavle feyettebiûne ahsenehu.(Allahım! Bizleri söz dinleyenlerden ve sözlerin en güzeline uyanlardan eyle!)
46 . Allahumme eınnâ alâ  zikrike ve şükrike ve hüsni ıbâdetik. (Allahım! Seni hakkıyla zikretmek, şükretmek ve Sana ibadet etmek hususunda bize yardım et!)
47. Ya muqallibel qulûb. sebbit kalbi alâ dîynik. (Ey kalpleri elinde bulunduran Allahım! Kalbimi ve bütün azalarımı dinin üzere sabit kıl. Sırat-ı müstakimden ayrılmama müsaade etme!)
48 . Allahummahfaznâ îmaninâ ve aklinâ ve dîninâ ve hizmetinâ. (Allahım! Aklımı, imanımı, dinimi ve hizmetimi koru/muhafaza eyle)
49. Rabbi zidnî ilmen ve fehmen ve îymanen ve ihlasen ve uhuvveh ve aşku şevk ve muhabbetullah ve mehafetullah ve muhabbeti resulullah ve elhıkni bissalihîn. (Allahım! İlmimi, anlama kabiliyetimi, imanımı, ihlasımı, kardeşlik duygumu, aşk ve şevkimi, ibadet etme aşk ve şevkimi, Allah sevgimi ve muhabbetimi, Allah korkumu ve haşyet duygumu, Resûlüllah'a olması gereken sevgi ve muhabbetimi artır. Ve beni salih kullarınla beraber haşreyle!)
50. Teveffenî müslimen ve şehiden ve elhıknî bissalihin! (Beni müslüman ve şehid olarak öldür ve beni salih kullarınla beraber haşreyle!)
51.  Rabbenâ ganni'nâ bimâ razegtenâ ve bârik lenâ fîma a'teytena ve ahlif aleynâ külle ğâibetin lenâ minke bihayr. (Allahım! Bizleri verdiğin rızıklara kanaatkar eyle. İhsan ettiğin şeyleri hakkımızda bereketli kıl. Her kaybımızı bize hayırlarla döndür.)
52. Allahumme innâ nes'elüke mûcibati rahmetike ve azâime mağfiretike vesselâmete min külli ismin vel ğanîmete min külli birrin velfevze bilcenneti vennecâte minennâr. (Allahım! Senden rahmetini celb edecek ameller, mağfiretine nail edecek gayretleri, her türlü günahtan selameti, bütün iyiliklerden nasiplenmeyi, cennetinle mükafatlanmayı ve cehennem ateşinden korunmayı niyaz ediyorum!)
53. Allahumme azıllenâ tahte zılli arşike yevme lâ zılle illâ zıllüke. (Allahım! Bizi hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer gününde, arşının gölgesinde gölgelenenlerden eyle!)

54 . Allahumme innâ nes'elüke min hayri mâ seeleke minhü nebiyyüke muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Ve neûzübike min şerri mesteazeke minhü nebiyyüke muhammed sallallahu aleyhi ve sellem.(Allahım!Bizler Rasulün Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin Senden istediği her türlü hayırlı şeyleri istiyor ve Sana sığındığı her şerden de Sana sığınıyoruz!) 


.




2 Ağustos 2017 Çarşamba

Güzel bir kadın, ya benimle zina yapacaksın ya çocuğu öldüreceksin ya da içki içeceksin demiş, kişi de içkiyi tercih etmiş, ancak hem zina etmiş hem de çocuğu öldürmüş.” şeklinde bir hadis var mıdır?



Hz. Osman (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah (asm)’ın şöyle demiştir:
“İçkiden uzak durun! Çünkü içki, kötülüklerin anasıdır." 
"Sizden önce yaşamış bir adam, insanlardan uzaklaşıp bir yerde uzlete çekilerek Allah’a ibadet etmekteydi. Fakat, fahişe bir kadın ona aşık oldu.  Bu fahişe kadın, cariyesini ona gördererek bir meselede şahitlik yapması için evine çağırttı."
"Adam, kadının çağrısına icabet ederek cariye ile birlikte çağrıldığı eve gitti. Adam eve girince geçtiği her kapı, cariye tarafından arkadan kapatılıyordu. Nihayet güzel bir kadının yanına vardı. Kadının yanında bir çocuk ve bir içki şişesi bulunmaktaydı. Kadın, adama şöyle dedi:"
'Vallahi! Ben seni, şahitlik yapman için çağırmadım. Ben senden; benimle cima yapmanı veya bu çocuğu öldürmeni ya da şu içkiyi içmeni istiyorum. Zira sen, bunlardan birini yapmak mecburiyetindesin.' 
Bu durum üzerine adam içki içmeyi seçti ve sarhoş oluncaya kadar içti. Sarhoş olunca kadınla zina yaptı ve yaptığı bu çirkin amelleri kimseye söylemesin diye çocuğu da öldürdü." 
"Siz, içkiden uzak durun! Çünkü o, imanla bir arada asla bulunmaz. Muhakkak onlardan biri, diğerini çıkartır.” (bk. Nesâî, Eşribe, 44; Abdürrezzâk b.  Hemmâm, Musannef, 9/236; İbn Hibbân, Sahîh, 12/168; Beyhakî, Şu'abu'l-Îmân, 5/10)
Bu rivayet, içki günahın ayrıca başka günahlara da neden olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Hadisin başındaki “İçkiden uzak durun! Çünkü içki, kötülüklerin anasıdır.” açıklaması da bunu bildirmektedir. Verilen örnek de eski zamanlarda yaşanmış ve içki günahının diğer günahlara nasıl neden olabileceğini göstermesi açısından son derece önemlidir. Günümüzde işlenen bir çok günahtan sonra, "sarhoştum, haberim yoktu, hatırlamıyorum"gibi bahanelerin ileri sürülmesi de bu hadiste anlatılan kişiyle paralellik göstermektedir.
Nitekim,
 “Şeytan; içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah’ın anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” (Mâide, 5/91)
mealindeki ayette de içki ve kumar gibi günahların vereceği zarara ve toplumda yapacağı tahribata dikkat çekerek bunlardan uzak durulması gerektiği bilidirilmektedir.
Hz. Ömer ve diğer sahabiler bu ifadeyi ilk duyduklarında "Vazgeçtik ey Rabbimiz vazgeçtik!" diye haykırmıştır.
Buna göre, insanlar arasındaki ismi ne olursa olsun ve her neden yapılırsa yapılsın, sarhoşluk veren içkilerin azı da çoğu da haramdır. Bu hususta Hz. Peygamber (asm)’in  beyanları şöyledir:
“Her sarhoşluk veren şey içkidir ve her sarhoşluk veren şey haramdır." (Buhârî, Edeb, 80; Müslim, Eşribe, 73-75, 64, 69)
İçkinin haramlığı hususunda İcmâ vardır.
Konuyla ilgili başka bir ayet meali de şöyledir:
“Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz." (Maide, 5/90)
Bu âyette, sarhoşluk veren her türlü içki, kumarın her çeşidi kesinlikle haram kılınmaktadır. Âyet indiği zaman, bütün Müslümanlar, ellerinde bulunan şarapları Medine sokaklarına döküp kaplarını kırmışlar, içki alışkanlıklarını; Kur'an'ın bu kesin emri karşısında tereddüt etmeden topluca terk etmişlerdi.
Meâlde geçen "içki" kelimesi, âyetteki "hamr" kelimesinin karşılığı olarak kullanılmıştır. Bu bağlamda hamr, aklı örten şey demektir. Bu nitelikteki tüm içki ve uyuşturucular hamr kapsamına girer.

BABİL’DE HÂRUT VE MÂRUT’UN MELEKLİĞİ MESELESİ


BABİL’DE HÂRUT VE MÂRUT’UN MELEKLİĞİ MESELESİ


Öz
Kur’an’da isimleri “melek” sıfatıyla anılan Hârut ve Mârut’un Bâbil Havrasında görevli, sâlih iki bilge kişi oldukları; “melek” sıfatının kendilerine mecâzî anlamda teşbîhen verildiği, Eski Ahid ve Hıristiyan yazılarından anlaşılmaktadır. Nitekim benzer bir “melek” deyimi Kur’an’da Ahid Sandığı’nı taşıyan Yahudi rahipleri için de kullanılmıştır.

Kur'ân-ı Kerîm'de Bakara sûresinin yüz ikinci âyetinde adlan zikredilen iki kişi. Kur'ân-ı Kerîm'de ayrıntısıyla tanıtılmadığı için Hârut ile Mârut hakkında kesin ve net bilgilerden yoksunuz. Bu konuda birbirini tutmayan çeşitli rivâyetler ve yorumlar vardır. Ancak Hz. Süleyman döneminde Babil'de yaşayan ve insanlara sihir öğreten iki kişi oldukları konusunda İslâm âlimlerinin çoğunluğu görüş birliğindedir. Hârut ve Mârut'un kimler olduğu konusunda ortaya çıkan ihtilâfın çeşitli nedenleri vardır. Birincisi, bu iki kişinin insan mı, melek mi yoksa şeytan mı olduğu tartışmalı bir yöndür. Bu noktadan dört ayrı görüş ileri sürülmektedir.
Cebrâil ile Mikâildir; iki kabîledir; Cebrâil ve Mikâil dışında iki melektir; iki insandır. Bu konuda ayrıntıya girmeden önce Kur'ân-ı Kerîm'deki sözkonusu âyete bakalım;
Bakara Sûresinin geniş bir bölümünde yahudilerden sözeden âyetler onların ne kadar inatçı bir kavim olduğunu, hak söz karşısında kalplerinin ne derece katılaştığını anlattıktan sonra yüz ikinci âyetinde onların Hz. Süleyman dönemine değiniyor:
"... Ve onlar Şeytanların Süleyman'ın mülkü aleyhine uydurdukları şeylerin ardına düştüler. Halbuki Süleyman asla küfretmedi. Sadece şeytanlar küf rettiler. Onlar insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe -Hârut ile Mârut indirilenleri öğretiyorlardı. Bu iki melek ise Biz ancak fitneyiz, sakın küfretme' demedikçe kimseye sihir namına birşey öğretmezlerdi. Onlardan koca ile karısını ayıracak şeyler öğrendiler. Halbuki bunlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle kimseye zarar verici değillerdi. Onlarsa kendilerine zarar verip fayda vermeyen Şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun onlar sihri satın alan kimse için âhirette hiçbir nasip olmayacağını biliyorlardı. Ne fena bir şey karşılığında nefislerini sattılar. Şayet bilmiş olsalardı." (el-Bakara, 2/102).
Konu yahudiler ya da Hz. Süleyman olmamasına rağmen dönemin genel durumu bilinmeden Hârut ve Mârut tam mânâsıyla anlaşılamaz. Hz. Süleyman öyle bir yetkiyle donatılmıştı ki Allah tarafından sadece insanlar değil bütün hayvanlar ve cinleri de egemenliği altına almış ve güçlü bir hükümdarlık elde etmişti. Allah'ın ona verdiği bu üstünlük sebebiyle ona karşı olanlar "Süleyman'ın sihir yaptığını, işlerini sihirle yürüttüğünü" ortaya attılar. Ayrıca toplumda sihirbazlar türedi ve sihir ilimleri gelişti. Sihirbazlar daha önce bilinmeyen şeyleri ortaya çıkardılar ve peygamberlik iddiasında bulundular. Hz. Süleyman'a verilen gücün mucize olduğunu anlamayıp, bunu sihirle açıklayan topluma Allah, sihirle mucizenin aynı şey olmadığını göstermek için kendilerine sihir öğretmek üzere Hârut ve Mârut'u görevlendirdi.
Bu kısa ön açıklamadan sonra Hârut ve Mârut hakkında ortaya atılan görüşleri ele alabiliriz.
Hârut ile Mârut'un kimliği: Âyette onlardan "melekeyn" şeklinde bahsedilmektedir. Kelimenin Arapça telâffuzunu "melekeyn (iki melek)" şeklinde okuyanlara göre Hârut ile Mârut iki melektir. Bazı alimlerin görüşüne uyarak kelime "melikeyn" şeklinde okunursa o takdirde iki padişah veya yetkili iki kişi anlamı çıkar. Âyetin okunuşunda meşhur olan kırâat "melekeyn" şeklindedir; ve onların iki melek olduğu konusundaki görüş daha kızıl etlidir. Kelimeyi "melikeyn" olarak anlayanlar ise kendilerine göre delil getirmektedirler.
Onlara göre sihir, "küfür" olarak tanımlandığına göre meleklerin sihir öğretmesi mümkün değildir. Bir diğer görüşleri de Allah'ın melekleri yeryüzüne insan suretinde indirdiği, buna göre Hârut ile Mârut melek dahi olmuş olsalar onların insan şeklinde yaşayıp sihir öğretmeleri gerekmektedir. Onlarla ilişki içinde olan insanlar da onlara birer melek değil insan olarak yaklaşmaktadırlar. Bu durumda da onların melek olduklarını söylemeye gerek yoktur. Bu iki görüşün ilki, yani onların melek olduğu şu nedenlerden dolayı daha kuvvetli görüştür. Âyetin okunuşunda meşhur kırâat "melekten'dir. Diğer yönden Allah melekleri insan şeklinde indirir. Nitekim Cebrâil (a.s) Peygamberimize Dıhyetü'l-Kelbi (r.a)'ın görünümünde insan şeklinde gelirdi. Sihrin küfür olduğu, bu nedenle de meleklerin sihirle uğraşmayacaklarına gelince, sihirle uğraşan ve bunu kötüye kullanan topluma, kötüye kullanılmayan sihri öğretmek üzere iki melek görevlendirilmiştir. Diğer yönden sihirle insanları yoldan çıkarmaya çalışan sihirbazlara karşı onları korumak için, sihirbazların kendi yöntemleriyle karşı çıkabilsinler diye sihir öğreten iki melek gönderildi. Bunlar varsayımdır, ancak meleklerin sihirle uğraşmalarının küfür olmadığını izah içindir. Çünkü sihrin zararından sakınmak için sihir öğrenmek ve öğretmek küfür değildir.
Hârut ile Mârut sihir öğrenmek için kendilerine gelenlere "Biz ancak bir imtihan vesilesiyiz (fitneyiz). Sakın küfretme" demedikçe hiçbir kimseye sihir öğretmiyorlardı. Bu noktada da iki görüş var. Birincisi, âyeti doğrudan doğruya anlayanlara göre melekler insanlara küfretmemeleri şartıyla sihir öğretiyorlardı. Buna karşı çıkanlar ise, "o iki meleğe indirilen şey sihir değil, şeriat, din ve hayra davettir" demektedir; "Onlar hiç kimseye bunu öğretmiyorlar, aksine en şiddetli biçimde insanları bundan nehyediyorlardı."
Diğer bir nokta da "Onlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğrendiler" cümlesinin yorumunda farklılıklar vardır.
Bir kısım İslâm alimine göre âyetteki "karı ile kocayı ayıran " şey sihiri öğrenmek ve yapmaktır. Karı kocadan herhangi biri sihire bulaştığı anda kâfir olacağı için nikâh kendiliğinden düşer. Yani buradaki ayrılık hukuki bir durumdur ve dinen zorunludur. Diğer görüşe göre ise bu ayırma, karı koca arasındaki sevgiyi yok edecek türde bir sihir çeşididir. O kişiler sihiri kötü yönde kullanarak toplumda bozgunculuk çıkardılar. Hattâ bunda o derece ileri gittiler ki karı kocayı birbirinden ayıracak yollar geliştirdiler.
Bu konuda daha başka efsane ve İsrailiyyat türünden görüşler de vardır ve tefsir kitaplarına kadar girmiştir. Ancak burada onlara değinmek saf İslâmî düşünceleri bulandırmaktan başka bir işe yaramayacağı için anlamsızdır.

Değişik görüşleri inceledikten sonra kuvvetli olan görüş doğrultusunda konuyu özetlemek gerekirse şunlar söylenebilir. Hârut ve Mârut Hz. Süleyman döneminde Babil'de insan şeklinde ortaya çıkan, insanları "küfür"e düşmemeleri, kötülük için kullanmamaları şartıyla insanlara sihir öğreten, insanların bu yolla imtihan olmalarına vesile olan iki melektir. Sihir ilmini kötülük ve küfür yolunda kullanan fâsık insanlar ve şeytanların aksine Hârut ve Mârut insanlardan onu kötülükte kullanmamaları konusunda söz alıyor, sonra öğretiyorlardı.
- Ahmed İbni Hanbel (Müsned) ve İbni Hibban (es-Sahih)'in Ibni Ömer'den rivayet ettiğine göre, Peygamber'imiz (s.a.v) buyuruyor ki:
Adem (A.S.) yeryüzüne indirilince melekler, «Yâ Rabb'i! Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ederken sen yeryüzüne fesat çıkarıp kan döken birini mi yaratacaksın?» derler. Allah 'Ben, sizin bilmediğinizi bilirim' diye buyurunca melekler yine «Ey Rabbimiz, biz sana ademoğlundan daha çok bağlıyız.' derler. Bunun üzerine Allâh 'iki melek getirin, bakalım nasıl davranacaklar» diye buyurur. Melekler «Ey Rabbimiz, Harut ile Marutu seçiyoruz» derler. Allah, ikisine «Yeryüzüne ininiz» diye buyurur. Onlar da inerler. Çiçeklerden biri güzel kadın kılığına sokularak karsılarına çıkarılır, hemen yanına sokularak onunla yatmayı teklif ederler. Kadın onlara «Şirk ifade eden şu cümleyi dilinizden duymadıkça hayır» diye cevap verir. Onlar da «Hayır, bizler hiçbir zaman Allah'a şirk koşmayız» diye karşılık verirler. Bu cevapları üzerine kadın yanlarından ayrılır. Sonra onunla yeniden karsılaşırlar. Yanında bir bebek taşımaktadır. Hârut ile Mârut yine kadından kendilerine teslim olmasını isterler. Kadın «Bu bebeği öldürmedikçe olmaz» diye cevap verir. Onlar da «Hayır, Allah adına yemin ederek söylüyoruz ki, biz hiçbir zaman onu öldüremeyiz» diye cevap verirler. Bunun üzerine kadın yine gözlerden kaybolur. Az sonra elinde bir kadeh içki ile geri döner. Yine ondan kendilerine teslim olmasını isterler. Kadın «Şu kadehteki içkiyi içmedikçe olmaz»der. İçkiyi içerler. Sarhoş olunca hem kadının ırzına geçerler, hem de çocuğu öldürürler. Ayılınca, kadın onlara «Allah'a yemin ederim ki, sarhoş olunca daha önce reddettiğiniz günahların her ikisini de işlediniz» der. Bunun üzerine Allah tarafından ya dünyada ya âhirette yaptıklarının cezasını çekmeyi tercih etmeye çağırılırlar ve dünya cezasını tercih ederler.
Cevap
Değerli kardeşimiz,
- Harut-Marut konusu Kur’an’da şöyle geçiyor:
“Tuttular, Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurdukları sözlere tâbi oldular. Halbuki Süleyman küfre gitmemişti. Fakat asıl o şeytanlar küfre gittiler. Halka sihri ve Babil’de Hârut ve Mârut adlı iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: 'Biz sırf imtihan için gönderildik, sakın kâfir olma!' demedikçe hiç kimseye sihir öğretmezlerdi. İşte bunlardan koca ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni olmadıkça onlar bununla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar kendilerine zarar getirip fayda vermeyen şeyler öğreniyorlardı. Büyüye müşteri olan kimsenin âhiretten nasibi olmadığını pek iyi biliyorlardı. Karşılığında kendi varlıklarını sattıkları şey ne kötü! Keşke bunu anlasalardı!”(Bakara, 2/102)
- Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde (2/134) Abdullah b. Ömer’den nakledilen soruda geçen bilgiler anlamında bir rivayet vardır.
İbn Kesir bu ayetin tefsirinde bu rivayete yer vermiş ve bu konudaki tüm rivayetlerin Kab'ul Ahbar'a dayanmakta olduğunu bildirmiştir. Kab'ul Ahbar daİsrailoğullarının kitaplarından rivayet etmiştir. Bu rivayet İsrailiyat olup Peygamberimiz'e ait değildir. (İbn. Kesir, ilgili ayetin tersiri)
Hz. Ali’nin Resûlullah’tan rivayet ettiği nakledilen, “Allah Zühre’ye lânet etti; çünkü Zühre, Hârût ve Mârût adlı iki meleği fitneye sevketti.” bilgi de sahih değildir. (İbn Kesir, a.y)
Yine Hz. Ali’ye isnat edilen bir rivayette, iki meleğin imtihanına vesile olan kadına Araplar’ın Zühre, Acemler’in Enahîd dedikleri, kadının onlara semaya çıkıp yeryüzüne inmelerinin sırrını sorduğu, böylece ism-i a‘zam duasını öğrenip semaya çıktığı ve yıldıza dönüştüğü nakledilir. (Süyûtî, el-Habâik, s. 58)
İbn Abbas’tan gelen benzer bir rivayette de denenmek üzere yeryüzüne gönderilen iki melekten bahsedilir. Bu iki melek Enahîd adlı çok güzel bir kadın tarafından baştan çıkarılır ve melekler bu denemede başarısız olurlar. Kadın Zühre yıldızına dönüştürülür. Daha sonra Hz. Süleyman iki meleği dünya veya âhiret azabını seçmekte serbest bırakır, onlar da dünya azabını seçerler.(Suyûtî, el-Habâik, s. 59)
Sened yönünden değerlendirilen bu rivayetler zayıf bulunmuştur. (İyâde b. Eyyûb el-Kebîsî, Kıssatü Hârût, XXVII/3, s. 12-28)
Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî de gerek Peygambere Efendimize gerekse Hz. Ali’ye atfedilen rivayetlerin tamamen uydurma olduğunu ifade eder. İbn Cerîr et-Taberî, Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, Fahreddin er-Râzî, Kādî İyâz, İbn Hazm, Ebû Bekir İbnü’l-Arabî gibi önde gelen müfessirler, ayrıca Ebû Ca‘fer et-Tûsî, Tabersî gibi Şiî âlimleri de bu rivayetleri şüpheli bulur.
Özellikle tefsir kitapları Hârût ve Mârût’un kişiliklerine dair İsrâiliyat’a dayanan pek çok rivayet aktarır. Ancak müfessirlerin çoğu bu rivayetlerinasılsız olduğunu kabul etmektedir. Muhaddisler de Hârût ve Mârût’la ilgili hadisleri tahlil edip aynı sonuca ulaşmışlardır. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Harut Marut md.)
- Şayet bu rivayet doğru ise, yeryüzüne indirilen melekler insan şekline sokulmuştur. Rivayette, “insanların fitne fesat çıkaracak, kan dökecek mahluklar olduğunu” söyleyen meleklere bir cevap teşkil etsin diye onlardan Harut ve Marut adında iki melek yeryüzüne gönderildiği ifade edilmiştir. Bu da onların tam bir insan şekline çevrildiklerini göstermektedir. Yoksa, meleklerde erkeklik-dişilik olmadığı gibi, şehevî duyguları da yoktur. Allah’a isyan etmeleri de söz konusu değildir:
"Belki onlar (melekler), Allah'ın şerefli kullarıdır. Onlar Allah'ın sözünden önce söz söylemezler ve O'nun emrettiklerini (hemen) yaparlar." (Enbiya, 21/26-27);
"Onlar (melekler), Allah'ın emirlerine (isyan edip) karşı gelmezler ve emrolundukları şeyleri (aynen) yaparlar." (Tahrim, 66/6)
- Bu konuyla ilgili rivayetlere, Gazali ve Mevlana gibi zatların eserlerinde yer vermesi, kıssadan hisse çıkarma adına olabilir. İsrailî de olsa madem bu kıssalar İslam kaynaklarında da önemli yer işgal etmiştir; Gazali ve Mevlana da bunun mahiyeti ne olursa olsun kıssadan hisse çıkarmaya kabiliyeti var olduğunu düşünmüş ve bu fırsatı da değerlendirmeyi uygun görmüştür. “Temsilde hata olmaz” diye meşhur bir sözün manası şudur ki, kıssadan hisse çıkarmaya yönelik olarak kullanılan temsillerde hata aranmaz, bu tür kıssalarda yanlış araştırılmaz. Çünkü, doğru olmazlarsa bile maksat hakikate işaret eden müşahhas/somut bir örnek sunmaktır.
- İbn Hacer ise, konuyla ilgili bazı rivayetleri verdikten sonra “bu rivayetler, bu kıssanın bir aslının olduğunu gösterdiğini” söylemiştir. (İbn Hacer, ilgili rivayetin şerhi)
Muhtemelen, tarihte buna benzer bazı olaylar olmuştur. Böyle bir olayın aslı da olabilir. Ancak bunun Harut ve Marut adlı iki melekle bir ilgisi yoktur.